Posted by: umutdiyari on: Aralık 31, 2011

Önceleri beni üzen olaylara şimdilerde gülüyorum.
Ve biliyorum ki şimdi canımı yakan olaylarda zamanla sadece tebessümüm olacak.
O yüzden dün,dünde kaldı bu gün mutlu olma vaktidir deyip mutlu olmalı insan…
Her gün bir yerden bir yere göçmek ne güzel,bulanmadan dupduru akmak ne hoş” diye başlıyor mesnevide Hz. Mevlana.
“…………Dün dün…de kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım….
Posted by: umutdiyari on: Aralık 31, 2011

1- Kitapların insanın gönlünü ve ufkunu ummanlar kadar genişletebileceğini…
2- Herşeyin mümkün olduğunu ama gerçekleşmesi için daha önce bir tasarı yapılması gerektiği ve sonra zamanı gelince bunun mümkün kılındığını…
3- Bazen sevdiklerimizle sohbet ederken , tartışırken, onların ne istiyor olabileceğini ön görmenin durumu çok kolaylaştırabildiğini…
4- Bazen zor da olsa da beklemek gerektiğini…
5- Bazen insanların olayları tek tarflı düşünmesi sonucunda olayların içinden çıkılamıyacak hale geldiğini…
6- Birisini sevmenin yada sevilmenin göründüğünden daha zor olduğunu ama aslında sevilmenin yada sevmenin bir ihtiyaç olmasından dolayı bu zorluğa katlanmak gerektiğini…
7- İnsanın bakış açısının hayat kalitesini ,düşüncelerini mutluluğunu doğrudan etkilediğini…
8- Bir işe başlamanın en zor aşamasının ilk adımı atmak olduğunu…
9- Güzellikleri keşfetmek için güzeli görebilen bir göze sahip olmak gerektiğini…
10- Bir şeyleri aramaktansa aranılan olmanın çözüme ulaşmada daha kolay bir yol olduğunu…
11- Herkesin olayları kendi bakış açısı ile yorumlamasının çogu zaman olayların çözümlenmesini zorlaştırdığını…
12- Hayatı dolu dolu yaşamanın insanı gençleştirdiğini…
13- insanlara yardım etmenin hazzının hiç bir şeyde bulunmadığını…
14- Güzeliklerin bizim istememizle alakalı olarak etrafımızda dolandığını…
15- Çogu zaman seçici olmanın kalitenin düşmesini engelledğini…
16- Önceden düşünerek hareket etmenin sonradan üzülmeyi büyük oranda azaltabildiğini…
17- Bazen başımıza gelen belaların aslında bizim için çok büyük bir lütuf olabileceğini bunun için kahbretmektense şükretmek gerektiğini(Yada o durumun iyi bir yönünü bulmanın süreci daha da kolaylaştırdığını)…
18- Birilerini üzerek hiç birşeye ulaşılamıyacağını…
19- İki güzel kelimenin yada küçük bir gülümsemenin bir çok şeyi değiştirebileceğini…
20- Bazı anlarda sevdiginizin size nekadar ihtiyacı olduğunu fark etmenin çok büyük bir anlam ifade ettiğini…
21- insanların çoğu zaman önemli olan şeyleri ima ie anlatmak istedğini…
22- Zamanın da çözülmeyen yada çözülemeyen, bir tartışmanın kendiliğindan kötüye gitmesinin en büyük sebebinin tartışmayı beynimizde tek taraflı olarak yargılayarak bitirmemiz olduğunu bunun ise tek taraflı infaz gibi bir şey olduğunu…
23- insanlar belli aralarla sinirlerini, öfkelerini, neşelerini, umutlarını yada bunların hepsini unutabildiklerini bunun için not almanın gerkliliğini…
24- Zamanı planlamanın insanı daha da mutlu ettiğini böylelikle ortada kalmanın mümkün olmadığını…
25- Hayatın çok hızlı bir şekilde aktığını fark etmenin çok güç olduğunu…
26- İnsanlara güvenmenin kolay olmadığını ama güvenilecek dostlarının olmasının mükemmel bir şey olduğunu…
27- Öğrenmenin tadının insanı mest etiğini…
28- Tanıdığım gördüğüm güzel insanların varlığı hayata olan umudumu arttırdığını…
29- İstanbulun aşkıdiyar olduğunu ama oranın da tüm fani aşklar gibi ayrılıkla sonuçlanabileceğini ve içinden uzaktan da olsa sevgiliyi görme hissinin daim kalacağını…
30- Zamanın neleri getireceğini yada götüreceğini, kimlerle tanışacağını kimleri sevip kimleri unutacağını kimleri kalbine gömebileceğini hiç bilmiyeceğimi…
31- Bazen yaşanan, kısa da olsa güzel anların çok uzun süre hafızandan ve kalbinden çıkmıyacak izler bırakabildiğini…
32- Uzun uzun sohbet etmekten zevk aldığın, gönlünde kaybolduğun birisinin değerinin paha biçilmez olduğunu Kaybetmenin ise tarif bile edilemiyecek azap olduğunu…
33- Söylemeden söylediğini anlayabilen birisini bulup, söylenemeyenler yüzünden ayrı düşenülebileceğini…
34- Bazen ne yapman gerektğini bilemediğin anlarda,en iyi çözümün kitaplara dalıp terk’i diyar etmek olduğunu…
35- Gönlümün güzeliklere daima aç olduğunu…
36- İnsanların çok kolay bir şeyler hakkında yorum yapabildiklerini ama konuştukları konuyu gerçekten bilmediklerini…
37- Bürokrasinin insanı çogu zaman başını ağrıttığını…
38- Bir işi yerinede ve zamanın da yapmanın paha biçilmez bir değeri olduğunu…
39- Sevginin herkesin ihtiyacı olduğunu ama bunu kimsenin fark etmediğini…
40- Nasihat etmenin çok kolay olduğunu ama bir işe el atıp yardım etmenin okdar da kolay olmadığını
Öğrendim..
devamı gelebilir…
Ömer Çanga
Posted by: umutdiyari on: Aralık 18, 2011
Evet Demenin Gücü
“Hayatımızda başarı ve başarısızlık yoktur; öğrenme vardır. Evetler öğrenmenin önünü açarken, hayırlar yolumuzu tıkar.”
Melih Arat
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile birlikte, İstanbul’da Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜMSİAD)’nin iftarına katılan Prof. Dr Burhan Kuzu, Özal’a danışmanlık yaptığı yıllarda bizzat kendisinden dinlediği olayı aktardı. Özal’ın dil öğrenmek için 5 arkadaşıyla beraber Amerika’ya gitmeye karar verdiğini ve yan yana bilet aldıklarını anlatan Kuzu, Özal’ın ağzından olayı şöyle aktardı: “Uçaktayız. İngilizce hiç bilmiyoruz. Bir ‘yes’ bir de ‘no’yu biliyoruz. Oradan bir hostes geldi. Bir şeyler söyledi, anlamadık. Bizim arkadaşlar korktu ve ‘no’ dedi. Bana geldiğinde ben de bir şey anlamadım ama ‘yes’ dedim. Sonra kendi kendimize gülmeye başladık. Bilmiyoruz, biz neye ‘yes’, neye ‘no’ dedik diye… Biraz sonra ‘yes’ diyenlere yemek geldi. Diğerlerine hiçbir şey gelmedi. Dolayısıyla ‘yes’ dediğin zaman olumlu bir şeydir. Somut bir şeydir. ‘No’ korkak adamın işidir.’ dedi.”
Bu anekdotun üstüne daha ne denir bilmiyorum. Ana fikri sadece biraz daha açabiliriz o kadar. Evet… Bir de “Yes Man” isimli bir film var. Eskiden sadece Robin Williams’ın başrolünü oynadığı filmlerden değişim ve farklılık için ilham alırdık. Son zamanlarda Jim Carrey’nin oynadığı hemen her filmde komedi olmanın ötesinde büyük dersler içeriyor. “Yes Man” için, herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film diyebilirim. Çünkü tıpkı yukarıdaki anekdot gibi, “evet” demenin gücü üstüne harika ve çok eğlenceli bir film. Kronik muhalif ve “gıcık bir tip” olan baş kahraman, bir arkadaşının önerisiyle bir tür motivasyon seminerine katılır ve bu seminerde bundan sonra her türlü teklife “Evet” diyeceğini taahhüt eden bir kontrat imzalar. Hayır demesi gereken durumlarda bile evet demesi gerekmektedir. Geri kalanını anlatıp filmi izleyeceklerin tadını kaçırmayayım.
Gelelim, benim “evet” yorumlarıma… Genelde hayır diyeceğimiz şeyler bizim çıkarımıza, başkasının yararına olan şeylerdir. Ya da biz böyle düşünürüz. Bunu biraz sorgulamalıyız. Diyelim ki, çalıştığımız şirkette bizim başka bir departmana geçmemizi teklif ediyorlar. Zorla geçiremezler; ama geçmemizi istiyorlar. Şimdi işimize gelmiyorsa, reddedebiliriz ya da istemeye istemeye geçebiliriz. Şimdi bu durumu kısaca analiz edelim. Reddettiğimiz zaman, şirket üst yönetimi tarafından uyumsuz ve sevilmeyen kişi oluruz. Mevcut pozisyonumuzu koruduğumuzu zannederken onu da kısa bir süre sonra kaybedebiliriz. Ama evet diyecek olursak, şirket yönetimi tarafından tam aksine uyumlu bir insan olarak görünürüz ve hatta değişim konusunda daha istekli olduğumuz anda her türlü yeni ve olumlu fırsata bizim önerilme ihtimalimizi artırırız.
Kontratlar, evlilikler hep “evet” ile başlar. Evet, bir anlamda hayrın başlangıcıdır. Enerjinin serbest kalabilmesi için “evet” demek gerekir. Müzakere yönetimi çalışanlar, sıfır toplamlı oyunun hiçbir işe yaramadığını bilirler. Diğer bir deyişle, birisiyle pazarlık yapmaya başlarsanız, satıcı sizin alacağınız kadar inmez, siz de satıcının satacağı kadar çıkmazsanız alışveriş yapamazsınız ve sadece zaman kaybetmiş olursunuz. En kötü müzakere satışın gerçekleşmediği müzakeredir. Onun için her zaman bir şey yapmak, hiçbir şey yapmamaktan evladır. Bundan birkaç yıl, Türkiye’nin müthiş yeteneklerinden biri olan değerli müzik insanı Neslihan ile (Hiç sevmedim şarkısı ile ünlüdür), albüm yapma düşüncesiyle ilgili şöyle bir diyalogumuz olmuştu. Bir arkadaşı, albüm yapmamasının daha doğru olacağını söylemiş; çünkü albüm yapmazsa hiçbir şey kaybetmeyecekmiş. Bu yoruma kesinlikle katılmadığım için şöyle söyledim. “Eğer albüm yapmazsa bir albüm çıkarma tecrübesi , albüm tanıtım iletişimi deneyimi yaşamayacaksın. Ancak albümü yapmaya “evet” dersen bu senin hayatın için bir öğrenme olur.” Onun için hayatımda “evet ve peki” en sevdiğim sözlerdendir. Hayatınızda evetler çok olsun. Not: 19-25 Aralık arasında Tokyo’da olacağım. Tokyo’da yaşayan okurlarımız drmelarat@gmail.com adresinden bana ulaşabilirler.
Posted by: umutdiyari on: Aralık 18, 2011
Arapların nüktedan şahsiyetlerinden biri olan Cuha çocukluğunda bir terzinin yanında çıraklık yapıyormuş.
Bir gün ustası dükkana bir kase bal getirmiş. Bir iş için dükkandan ayrılırken de Cuha’ya:
– “Bu kâsede zehir var. Aman yerim deme; ölürsün yoksa!” diye sıkı sıkı tembihlemiş.
Cuha da:
– “Benim neyime?” demiş ama usta gider gitmez elindeki yamanacak elbiseyi sarrafa okutup bir somun ekmek almış ve afiyetle balı yemiş.
Ustası dönüp de yamanacak elbiseyi sorunca Cuha:
– “Dövmezsen doğruyu söylerim. Dalgınlığıma geldi, elbiseyi çaldırdım. Beni dövmenden korktuğum için şu zehiri yiyip öleyim dedim. Kâsedeki zehrin hepsini yedim. Ama hala yaşıyorum. Gerisini sen bilirsin artık!” demiş.
Posted by: umutdiyari on: Eylül 4, 2011
Gönlünü hoş tut sen, Sabreden erer, Sevenlerin duası her yerde geçer, Mutsuzluk dediğin durmaz gider,
Dönecek devrandan şüphen mi var…(alıntı)
Tansiyonuna bile hakim olamayan insanoğlu, dünyaya hakim olmaya çalışıyor…(alıntı)
Kapımıza değil;kalbimize vuran buyursun ! (Hz.Şems)
Aşk nasip işidir, hesap işi değil! Aşk adayıştır ,arayış değil! Sen adanmışsan ve yanmışsan bu uğurda,
aşk seni bulmaya gelir!…(alıntı)
Aşka yanmalı can dediğin… Ya canan olmalı ya da canını almalı, Yar diyemezsin ki herkese; içindeki
yaran olmalı…(alıntı)
Göğüs kafesimde koskoca bir ev gizli. yahut uzakta, çölün ortasındaki bir evi özenle içimdekilerle
süslemiş biri…(alıntı)
Birbirimizi anlamasına anlayabiliriz; ama kişi ancak kendi kendine kendini açıklayabilir. (Hesse)
Rüyadasın sen, uyuduğunu unutmuşsun. Rüya sensin; bak, hayra yorulmuşsun. (Senai Demirci)
Posted by: umutdiyari on: Temmuz 12, 2011

Kan vermek sanırsam çogumuz için korkutucu ve kolay olmayan bir durumdur ve acil bir durum çıkmadıkça çoğumuzun aklına bile gelmemektedir ama aslında kan hayttır desek yeridir çünkü kanı elde edebileceğimiz şuan için tek kaynak insadır ve bu da zorla alınabilcek birşey değildir ki onun dışında kan vermen insan vücudu açısından gerçekten bir çok yararı vardır ki bu sadece maddi anlamda kişiye sağladığı yarar değildir, insana sağladığı manevi haz, bir insana yardım edebilmenin verdiği zevk, hiç bir yerde parayla satın alınamaz. Umarım halkımız biliçlenir ve kan bagışı sayısı şuan ki oran olan %1 çok daha üzerlerine çıkar…
Kısmet olursa benim şuanki hedef her 2,3 ayda bir verebilmek şuan
4 kez verebildim İnşallah devamı da gelir…
Aşşağıda başlıca yararlarına ve genel kan verme ile ilgili bilgiler bulunmaktadır…

-Kemik iliğinin yağlanmasını önleyip, kan yapımı canlı tutulur.
-Verilen kanın yerine, anında vücuttan genç hücreler dolaşımına katıldığı için, bağışçı daha dinç ve canlı olur.
-Kandaki yüksek yağ oranı düşer.
-Kan bağışı kalp krizi ihtimalini %90 azaltır.
-Kan bağışlayan kişide baş ağrısı, stres, yüksek tansiyon, yorgunluk gibi rahatsızlıkların giderilmesinde çok büyük katkısı olur.
-Kan bağışçısı her kan verdiğinde:
AIDS , Hepatit B , Hepatit C , Sifiliz
-Kan grubu taramasından ücretsiz olarak yararlanmış olur.
-Trafik kazasında yaralanan bir kimsenin, kan uyuşmazlığı olan bir bebeğin, kan bulunmazsa ölecek bir hastanın sizin verdiğiniz kanla kurtulmasının, size verdiği manevi duygu ölçüsüzdür. Bağışınız çok insancıl ve onurlu bir davranıştır.
-Sürekli ve düzenli kan bağışlayanlara:
10 bağışta Bronz Madalya
25 bağışta Gümüş Madalya
35 bağışta Altın Madalya
40 bağışta Plaket verilerek taltif edilir.

-Kan bağışında bulunanlara KAN SİGORTA KARTI tahsis edilir. Bu kart gerçekleşmesini arzu etmediğimiz acil kan ihtiyaçlarında size ve soyadınızı taşıyan tüm yakınlarınıza tüm Kızılay Kan Merkezlerinden azami öncelikli kan alma ve sosyal güvencesi olmayanlar için ücretsiz kan temin edilmede kullanılır.
kaynak:http://www.turkeyforum.com/satforum/archive/index.php/t-6328.html
Posted by: umutdiyari on: Haziran 27, 2011
Cancazımdan alıntılar… rabbim umarım bizede bir EVİN DAYAĞI(Evin Direği)nasip eder…
Diyorlar ki Oğuzlar:
Dört türlüdür karılar,
Birisi SOLDURAN SOP,
Öteki DOLDURAN TOP.
Sonra EVİN DAYAĞI,
Dördüncüsü BAYAĞI.
1- SOLDURAN SOP
Doymak bilmez oburdur,
Bu tür Solduran Soptur.
Yatağından kalkınca,
Yemek ister çabukça.
Ev işlerine bakmaz,
El ve yüzün yıkamaz.
Bir külek yoğurt bekler,
Dokuz bazlama ister.
Yer de doyana kadar,
Elin böğrüne koyar,
Çenesi dır dır eder,
Kimi görse şöyle der:
“Ah n’olaydı n’olaydı,
Şu ev harap olaydı!
Varalı bu kocaya,
Yemedim doyuncaya.
Pabuç bilmez ayağım,
Daha doymadı karnım.
Başım yaşmak görmedi,
Yüzüm de hiç gülmedi.
Ah ölse de şu kocam,
Başka birine varsam!
Kurtulsam şu heriften,
Yoksulluk, fakirlikten…”
Böyle birini Han’ım,
Vermesin sana Tanrım.
Ocağına düşmesin,
Çocuğu yetişmesin.
Solduran Soptan Han’ım,
Seni korusun Rab’bım.
2- DOLDURAN TOP
Dürtüklemezsen kalkmaz;
Eve, ocağa bakmaz.
Kalksa evde duramaz,
Sabah yüzün yıkamaz.
Güvenir çenesine,
Düşer oba içine…
Dedikoduyu sever,
Hep de kendini över.
Obanın bir ucundan,
Geçip her bir kapıdan,
Çekiştirerek söyler,
Her kapıyı da dinler.
Öğleye kadar gezer,
Sonra evine döner.
Eve girmiş bir köpek,
Her şeye bakmış tek tek…
Yanında ala dana,
Yatarlarken yan yana;
Kümesine tavuklar,
Ahırına sığırlar…
Görür ki hepsi dönmüş.
Dolduran Top köpürmüş:
— Gız Ayna, Ürüveyde,
Kutlu Melek, Zübeyde!
Ölmeye gitmemiştim,
Kaybolup yitmemiştim.
Ben yine gelecektim,
İşimi görecektim.
Yerim, yurdum buraydı,
Az baksanız n’olaydı!
Girmiş köpekle, dana
Dağıtmışlar her yana…
Gız Can Paşa, gız Melek
Kimin bu hırsız köpek?
Tanrı hakkı yok mudur,
Gız komşuluk bu mudur?..
Böylesi gibisinin,
Bebeği yetişmesin.
Allah sana vermesin,
Han’ımı esirgesin.
3- NE KADAR DERSEN BAYAĞIDIR
O ki çok bayağıdır,
Hem de rezil kadındır!
Uzaklardan, yabandan
Ya da yakın obadan,
Bir misafir gelirse,
Eve buyur edilse,
Kocası şöyle dese:
“Getir yiyelim ekmek,
Misafir rahmet demek.”
Ekmek yalnız olmaz,
Bayağı hiç aldırmaz.
Erine der: — Neyleyim?
Yıkılası şu evim!
Olmaz olsun bu kadar!
Ne elek, ne de un var.
Ben deveye binemem,
Değirmene gidemem.
Konuk, kalçama gelsin,
Neyi bulursa yesin…
El vurur kalçasına,
Sırt döner kocasına.
Koca sözüne uymaz,
Ne söylense aldırmaz.
Ah o başı torbalı
Nuh eşeğinden aslı…
Böyleleri gelmesin,
Sizi Hakk esirgesin.
4- EVİN DAYAĞI
Eve kırdan, yabandan
Ya da elden, obadan
Bir misafir gelirse,
Koca evde değilse;
“O yedirir, içirir,
Ağırlar ve gönderir.”
Ayşe, Fatma soyundan…
Böylesi ocağından
Han’ım eksik olmasın,
Soyu sopu yaşasın.
Bebekleri yetişsin,
Allah sana da versin.
Dede Korkut’un Hakan’a söyledikleri
“Şimdi hani bey dediğim erenler Dünya benim diyenler Onlar da bu dünyaya geldi geçti Kervan gibi kondu göçtü Onları da ecel aldı yer gizledi Fani dünya kime kaldı Fani dünya yine kaldı Gelimli gidimli dünya Ahir son ucu ölümlü dünya”
Posted by: umutdiyari on: Haziran 27, 2011
Çok sevdiğim bir insanın uzun zaman önce bana gönderdiği yazıya ithafen paylaşıyorum bu yazıyı insanların güzel şeyler paylaşan dostlarının olması mükemmel birşey hep güzellikler aksettiriyor…
Bismillâhirrahmânirrahim
RESÛL Aleyhisselâm’a yakın zamanda,
Oğuz’un Bozok Kolunun, Bayat Boyu’nda;
“Korkut Ata denilen bir er ortaya çıkmış.
Oğuz Boyunun bilicisi, akıllısıymış.”
Alimmiş Korkut Dede, çıkarmış ne söylese.
Allah ilham edermiş, Dede Korkut söylermiş.
Bir müşkülü olanlar, hepsi ona koşarlar.
“Ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmayınca,
Yapmazlarmış O, buyurmayınca.
Her ne ki, buyurursa kabul ederlermiş,
Sözünü tutarak tamam ederlermiş1.”
Öğütler Korkut Ata, yol gösterir Oğuz’a.
Gelecekten bildirmiş, bir gün şöyle söylemiş:
“Olunca Âhir Zaman, Han çıkacak Kayı’dan.
Kıyâmet’e kadar bu, değişmeyecek sonu…”
***
Başka bir öğüdünde şöyle söylemiş Dede:
Allah Allah demezsen hiçbir işin düzelmez.
Vermezse Ganî Allah, kişi de zenginleşmez.
Ezelden yazılmazsa, kullara kaza gelmez;
Eceli yetmeyince tek canlı bile ölmez.
“Ölen adam dirilmez, çıkan can geri gelmez; ”
Kul bunalıp kalmazsa, Hızır ona yetişmez.
Kişi toplasa, yığsa; dağ kadar malı olsa
Yiyeceği bellidir, nasibi ne kadarsa…
Gürleyerek, taşarak denize aksa sular,
Denizi dolduramaz, belli etmez deryalar.
Allah’ın sevmediği kötü huy, kibirlilik
Gönlünü yüce tutan erde olmaz ikilik.
Sana oğulluk etmez, beslesen eloğlunu;
Büyür bırakıp gider, bulur kendi yolunu.
Külden tepe yapılmaz, güveyi oğul olmaz.
Eşek başına gem vursan, değişip katır olmaz.
Hizmetçi don değişse yine de hatun olmaz.
Lapa lapa kar yağsa, zerresi yaza kalmaz.
Çiçekli yeşil çimen sararır, solar güze.
Eskiyen pamuklardan bez olsa çıkmaz yüze.
İt derisi post olmaz, eski düşman dost olmaz.
“Kara koç atına kıymazsan yol alınmaz.
Kara çelik öz kılıç çalmasa hasım dönmez,”
Er malına kıymazsa, adı bile söylenmez.
Kız anadan görmezse, öğüt alıp bilemez.
Er babadan görmezse, sofra çekip yedirmez.
Devletli oğul olsa, ocağının korudur.”
Oğul devletli olsa, babanın onurudur.
“Oğul neylesin, baba ölüp malı kalmasa.”
Ona maldan fayda yok, başta devlet olmasa!
Devletsizin şerrinden Allah saklasın bizi,
Başımızdan almasın Han’ım hey Han’ım sizi.
***
“Sert yürürken cins ata, namert yiğit binemez.”
Dostlara can adanır, düşmana sır verilmez.
Namert yiğit, cins ata binmese daha iyi.
Keskin kılıcı düşmana çalmasa daha iyi.
Çomak kılıçtan iyi, çalabilen yiğide.
Harap olup yıkılsın, misafirsiz evler de…
Baba adını yaşatmayan hoyrat oğul olmasın,
Doğmuşsa anasından tez ölsün, yaşamasın!
Ocağını tüttüren oğul olsun devletli.
Yalan söz bu dünyadan çıkıp gitsin temelli! ..
“Gerçeklerin üç otuz, on yaşını doldursun.”
Hakk sana ömür versin, devlet devamlı olsun.
***
Yayılan geyik bilir otlakların yerini.
Yaban eşeği anlar çimenin kıymetini.
Yollar eğri olsa da doğru gider develer.
Yedi dere kokusunu ayırt eder tilkiler.
Analar bilir kervanın gece gittiğini,
Bindiği atlar anlar erin yiğitliğini.
Katır bilir ağır yüklerin zahmetini,
Ozanlar sezer erin cimrisini, cömerdini.
Gafil başın ağrısını beyinleri bilir.
Hekim bilmez ağrıyı, sızıyı çeken bilir.
Kolca kopuz olmazsa ozan beyleri gezmez.
Kolca kopuzunu çalanlar, Hanları üzmez.
Çalıp söyleyenler ozan olsun karşınızda,
Azıp gelen kazâyı kaldırsın Rabbı’mız da.
***
Eğer övmek gerekse ALLAH güzel doğrusu,
Sonra Muhammet güzel, peygamberler ulusu.
Sıddık güzel can dostu, sağ yanında namazda
Otuzuncu cüz başı Amme güzel Kur’ân’ da.
Hecesince okunsa Yasin güzel sonra da,
Kâfire kılıç çalan Aliyül Mürtezâ da.
Hasan ile Hüseyin peygamber torunları,
İkisi birden güzel Ali’ nin oğulları.
Yazılıp gökten indi Hakk ilmi güzel Kur’ân,
Onu dizdi, biçti güzel Affanoğlu Osman.
Çukur yerde yapılmış Mekke güzel Hakk evi,
Sağ varsa, esen gelse imanlı hacı iyi.
Hesap gününde Cuma güzel, cumada hutbe;
Hutbeye kulak verip dinler ise ümmet de…
O müezzin minarede ezan okuyunca,
Helâlli güzel yanda diz basıp oturunca.
Şakağından ağarsa saçları, güzel baba.
Boy, cemaat, oymak, aşîret, gardaş ve oba…
Yola girince güzeldir kara erkek deve,
Sevgili kardeş güzel yanında girse eve.
Ev yanında dikilse güzel, gelin odası.
Yüksek yaylalar güzel, güzel çadır obası…
Hiç birine benzemez Âlemlerin Tanrısı,
Hepsinden daha güzel ALLAH’ın dost olması.
Allah size dost olup, Han’ım yardım eylesin;
Oğuz’un Boyları’na O, medet eriştirsin.”
Posted by: umutdiyari on: Haziran 23, 2011
Ortaokulda iken, sınıf arkadaşlarımdan birisiyle ciddi bir tartışmaya girdim. Onun haksiz olduğundan, kendiminse hakli olduğumdan emindim.
Öğretmenimiz bize çok iyi bir ders vermeye karar verdi. Bizi bütün sınıfın önüne çıkardı ve onu masanın bir tarafına, beni de diğer tarafına yerleştirdi. Masanın tam ortasında yuvarlak bir nesne vardı. Siyah renkli bir nesne. Arkadaşıma o nesnenin rengini sordu.
Arkadaşım ;
” Beyaz ” diye yanıtladı.
Söylediğine inanamadım, çünkü nesne siyahtı. Yeniden tartışmaya başladık, bu kez de nesnenin rengi hakkında. Öğretmen bu kez beni çocuğun yerine, onu da benim yerime geçirdi. Ve bu defa bana nesnenin rengini sordu.” Beyaz ” yanıtını vermek zorundaydım, çünkü belli ki nesnenin bir tarafı beyaz, bir tarafı siyahtı. Öğretmenimiz o gün bana çok güzel bir ders verdi. Karsımdaki kişinin bakış açısını anlamam için, kendimi onun yerine koymam gerekiyordu.
(Alıntıdır.)